× Anasayfa Çalışma Alanları Makaleler İletişim




0553 223 83 90 info@avahmetakyuz.com

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru


Bireysel başvuru, hakları kamu gücü tarafından ihlal edilen veya en azından bu iddiada olan kişilerin, hak ihlallerini ortadan kaldırmak ya da bu ihlal nedeniyle ortaya çıkan zararlarını karşılamak için başvurdukları bir hak arama yoludur. Bu sayede kişiler, kamu gücü işlemleri karşısında zaten zayıf konumda olmalarının dezavantajını, bireysel başvuru yoluyla bertaraf etmeye çalışmaktadır.

 

Hak ihlallerine karşı kişilerin korunması hukuk devleti olma ilkesinin ve sosyal devletin gereklerindendir. Zira bir hukuk devletinde hak sahibi olan kişiler, bu haklarının hukuk düzeninin sınırları dâhilinde verdiği yetkilerden yararlanmak istediğinde, hukuk sistemi onlara uygun ortamı sağlayacaktır. Bu hakların sahibi tarafından kullanılmasıyla ilgili herhangi bir olumsuz durumun ortaya çıkması halinde, devletin yetkili organları bu ihlal davranışlarına son verecektir. Hak ihlalini yapan kişiler özel hukuk kişileri olabilecektir. Özel hukuk kişilerinden maksat ise hem gerçek hem de tüzel kişilerdir. Bir gerçek kişinin, başka bir kişinin hakkını ihlal edici davranışlarda bulunması, ihlalci kişi açısından hukuka aykırılıktır ve hukuk devletinin bu konuyla ilgilenen organları devreye girecektir. Hak ihlalini yapan kişi gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Burada, tüzel kişi açısından sınırlama yoktur. Yani, özel hukuk tüzel kişileri ve kamu hukuku tüzel kişileri hak ihlalinin faili olabilecektir.

 

İhlali yapan kişiye karşı mağdur olan kişinin de kullanabileceği ve başvurabileceği bazı hukuki müesseseler mevcuttur. Bu müesseselerin en başında, hakkın bizzat kişi eliyle korunması gelmektedir. Buna göre, hakkı ihlal tehlikesi içinde olan veya ihlal edilmekte olan kişi, hakkını bizzat meşru savunma, zorunluluk hali, zilyetliğin korunması veya kuvvet kullanma yollarıyla korumaya çalışacaktır.

 

Hakkını mahkemeler kanalıyla korumaya ya da yeniden kazanmaya çalışan bir kişinin, kamu gücünü kullanan mahkemeler tarafından da hukuki anlamda tatmin edilememesi karşılaşılabilecek olumsuz sonuçlardandır. Buna göre, hakkını aramak için mahkemeye başvuran gerçek ya da tüzel kişiye, hakkı iade edilemiyorsa, devletin mahkemeleri de hak ihlali yapmış olur. Çünkü devlet, hak ihlallerini ortaya çıkmadan önce engellemek, ortaya çıktıkları anda sonlandırmak, son bulan ihlallerden sonra ise mağdurun, kanunda öngörülen başka şekillerde tatmin edilmesini sağlamakla görevlidir.

 

Her türlü iç hukuk yolunu kullanarak hakkına kavuşamayan kişilerin en son çare olarak gidebilecekleri hak arama yolu bireysel başvurudur. Bu yolla kişiler, kamu gücü tarafından haklarının ihlal edildiğini, bu ihlalin ortadan kaldırılmasını ve varsa ihlalin ortaya çıkardığı zararların tazminini ister. Doktrinde, üzerinde uzlaşılmış bir ''bireysel başvuru'' tanımı yoktur. Buna göre bireysel başvuru için şöyle tanımlamalar yapılmıştır:

 

  • Anayasa şikâyeti temel hak ihlallerini gidermeye, ortadan kaldırmaya yönelik bir hukuki çaredir.
  • Bireysel başvuru, temel hak ve özgürlükleri kamu gücü tarafından ihlal edilen bireylerin açabilecekleri bir dava türü, ancak ikincil ve yardımcı nitelikteki olağanüstü bir hukuki çaredir.
  • Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, kamu gücü tarafından temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilerin, diğer hak arama yollarının tüketilmesinin ardından iç hukukta başvurabilecekleri ikincil ve istisnai nitelikte hak arama yoludur.
  • Bireylerin belli hak ve özgürlüklerinin, kamu makamları tarafından ihlali iddialarını, anayasa mahkemesine götürebilmelerine yarayan ve olağanüstü ve ikincil nitelikte, ülke içinde en son hak arama imkânıdır.
  • Türk hukukunda, bireysel başvuru vasıtasıyla, konusu insan hakları olan yeni bir maddi hukuk ve usul hukuku oluşmaktadır.
  • Anayasa şikâyeti yardımcı bir kanun yolu olmayıp, temel hakların ve temel hak benzeri hakların usuli korunması için kendine özgü bir hukuki çaredir. Yasama ve yargı organının temel hakları ihlaline karşı tanınmış olan özel bir düzenlemedir.

 

TÜRK HUKUKUNA BİREYSEL BAŞVURUNUN KAZANDIRILMASI

 

1954 yılından beridir tarafı olduğumuz AİHS’nin bireysel başvuru hakkını 1987 yılında kabul etmemizle başlayan not verme işleminde ülkemiz sürekli olarak aleyhine kararlar verilen ülkeler arasında hep ön sıralarda yer almıştır. O kadar ki ülkemiz aleyhine verilen 2010 yılındaki kararlar AİHM’nin o yıl verdiği toplam kararların %20’sine denk gelmektedir ve bu oran oldukça yüksektir. Bu oranlar, AİHM önünde Türkiye’nin insan hakları karnesinin çok da iyi olmadığını gösterir.

 

2010 yılı içerisinde, AİHS’nin icra organı olan Bakanlar Komitesi’nde uygulanmayı bekleyen 9922 karar arasından 1547 adedi Türkiye aleyhinedir. 2011 yılında bu sayı 1780’e çıkmıştır. 2012 yılı içinde 2870 karar sonuçlandırılmıştır ki bu sayı ülkemiz aleyhine yapılan tüm başvuruların sadece %6’sıdır 2012 yılında görüşülmeyi bekleyen dosya sayımız ise 15940’tır. 2012 sonu itibariyle verilen 2870 karardan sadece 60’ı ihlal içermeyen başvurulara aittir, 2521 kararda en az bir hak ihlali bulunmuştur. Yapılan hak ihlallerine bakıldığında ilk üç sırayı adil yargılanma hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı ve mülkiyet hakkı oluşturmaktadır. 1 Ocak 2013 itibariyle AİHM önünde derdest başvuruların %13,2’si (16900 dosya) ülkemiz aleyhinedir. Bu ihlal kararları ile verilen tazminat miktarları da ülke ekonomisi açısından önemli sayılabilecek değerdedir. Sadece 2010 yılı için ülkemizin ödediği tazminat miktarı yaklaşık 24,5 milyon €’dur. Bu sayı 2011 yılında ise 30,8 milyon  €’ya dayanmıştır. Son 10 yılda sadece Türkiye’deki vatandaşların insan haklarının ihlal edilmesi nedeniyle AİHM’nin hükmettiği tazminat miktarı çeyrek milyar €’yu bulmuştur. Türkiye 2004-2011 yılları arasında mahkûm olduğu davalar sonucu toplam 207 milyon 942 bin 904  € ödemiştir.

 

Bu karamsar tabloya karşı, yapılan başvuruların iç hukukta karara bağlanması gerektiği, eğer bir hak ihlali yapılmışsa bu bizim iç meselemizdir anlayışıyla bireysel başvuru yolu düşüncesi hukukumuza girmiştir. İlk somut adım da 5982 sayılı anayasa değişikliği ile olmuştur. Söz konusu anayasa değişikliği önerisinin 17-20. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu, görevleri ve yargılama usulünde bir takım değişiklikler öngörülmüştür. Bu değişikliklerin en önemlisi bireysel başvuru’nun hukuk hayatımıza girecek olmasıydı. Nitekim 1961 Anayasası zamanında ortaya atılan “Halkın, hakkını ihlal edebileceğini düşündüğü kanun için, Anayasa Mahkemesi’ne dava açabilmesi gereklidir” savı değişik bir görünümle de olsa kabul edilmiştir. 5982 sayılı kanunun TBMM’deki görüşmeleri esnasında milletvekilleri ve Adalet Bakanı’nın da belirttiği üzere bu yolun esas getiriliş gayesi, vatandaşların AİHM’e çok fazla sayıda başvuru yapıyor olması ve bunun neticesinde ülkemizin tazminat ödemek zorunda bırakılıyor oluşudur. Ancak hemen şunu da belirtmekte fayda vardır ki bu görüşmeler esnasında bireysel başvurunun özüne ve esas fonksiyonlarına yönelik eleştirilerin yapılamamış olması üzücüdür. Yapılan eleştiriler salt siyası nitelik arz etmektedir.

 

5982 sayılı kanun ile yapılan Anayasa değişikliğinden hemen sonra 6216 sayılı kanun ile, Anayasa’da yapılan değişikliklere uygun bir mahkeme yapısı ve işleyişinin kurulması için düzenlemeler getirilmiştir. Bu Kanun’un genelinde çok önemli değişiklikler bulunması yanında konumuzla ilgili olan kısmı, bireysel başvuruların düzenlendiği 45-51. maddeleridir.

 

Bu iki kanunda bireysel başvurunun düzenlenmesinin temel amacının, AİHM önünde ülkemizin prestijini düzeltmek olduğu söylenebilir. Ancak, bu düzenleme yapılırken sadece bu ‘objektif’ amacın ele alınması yanlıştır. Sadece objektif amacın yani ülkemizin ihlallerinin azaltılması amacının benimsenmesi uygulama açısından bazı nedenlere sebep olabilecektir.

 

Her şeyden önce, bu amaç tek başına benimsenirse asıl amacın ülke menfaati olduğu, insan düzeyine indirgemeden uygulama yapılabileceği sorunu ortaya çıkar. Yani, bireysel başvuru esasen birey odaklı değil ülke menfaatleri odaklı hale gelecektir. Bu da kişilere bir hak tanındığını değil ülkenin çıkarı için böyle bir yol seçildiğini ortaya çıkarır.

 

Bir diğer olumsuz eleştiride ise sadece objektif yönün ele alınması, bireysel başvuru müessesesine kamusal bir anlam katıp yapılan başvurudan başvurucunun vazgeçmesi haline, başvurunun devam etmesi gerekliliği anlamı çıkabilir. Buna göre, eğer bireysel başvuru, başvuru yapıldıktan sonra artık devletin meselesi haline gelir dersek başvurucunun incelemeye müdahale şansı kalmaz, müdahale etse bile sonuç alınmaz. Devletin de AİHM önünde itibar kaygısında olması demek objektif amacın benimseneceği anlamına gelir ki bu da başvurucunun sürece müdahale etme ihtimalini ortadan kaldırır. Başvurucu bireysel başvurudan vazgeçse bile objektif amaç güden mahkeme, hak ihlali olup olmadığını kendiliğinden inceleyerek taraf egemenliğindeki yargılamayı egale eder. Hâlbuki bireysel başvuru yoluna gidip gitmemekte seçim hakkı olan bireyin bu yolu sürdürüp sürdürmemekte de etkin olması ve tercihinin mahkemece dikkate alınması gerekir. Her ne kadar kanun düzenlemesinde feragat edilmesi halinde düşme kararı verileceği, dolayısıyla da taraf hâkimiyetinin bu yolla halen korunduğu ileri sürülebilirse de kanunun ve bireysel başvuru yolunun ülkemiz hukuk sistemine kazandırılmasındaki temel amaç olarak objektif amacın ön plana çıkarılması, salt faydacılık görüşü içinde bireyler için faydalı olmayacaktır.

 

Sübjektif amaca hizmet eden bir bireysel başvuru mekanizmasının zaten objektif amacı da gerçekleştireceği açıktır. Nasıl ki özelden genele gidişte bir bireyin menfaatinin korunması genele katkı sağlayacaksa sübjektif amacın yani özel amacın temel alınıp uygulanması da objektif amaca yani ülkemizin AİHM önünde daha az mahkûm edilmesi gerekliliğinin tesisine katkı sağlayacaktır. Zaten bireysel başvuru yolunun hukuk sistemimize kazandırılması gerekliliğini vurgulayan uluslar arası metinler de ülkemiz yetkililerine ‘AİHM önündeki dosya sayınızı azaltın’ demek yerine ‘iç hukukunuzda etkili bir mekanizma getirin ve hak ihlallerini önleyin’ telkininde bulunmaktadır. Yani, sadece objektif amacın birincil amaç edinilmesi gerektiği, sübjektif amacın sağlanması halinde zaten objektif sonucun gerçekleşeceği görüşü belirtiliyor.

 

BİREYSEL BAŞVURUDA İZLENECEK USUL

 

AYM’ye bireysel başvuruda izlenecek olan usul, AYM İçtüzüğü’nde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. İçtüzük incelendiğinde başvuru aşamasında diğer usul kanunlarından da yararlanılabileceği görülmektedir.

 

1. Başvuruda Bulunma Hakkı

 

Bireysel başvuru hakkı, 6216 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 23.09.2012 tarihinden sonra kesinleşen kararlar için mümkündür. Bu tarihten önceki kararlar için AYM yerine AİHM’ye gidilmesi lazımdır. Tarih konmasının sebebi ise kanımızca AYM’nin iş yükünü azaltma amacı taşımasıdır.

 

Kanundaki ifadeden yola çıkacak olursak bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilecektir. Tüzel kişiler de başvuruda bulunabilir ancak kamu gücü kullandığı gerekçesiyle birlikte kanunda da açıkça yazdığı üzere kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuruda bulunma hakkı yoktur.

 

Bireysel başvuruda bulunulabilmesi için 3 şartın yerine gelmiş olması gerekir:

 

A. Başvurucunun güncel ve kişisel bir hakkının doğrudan etkilenmesi.

 

Aslında AYM soyut norm incelemesi yapmasa da AİHM’nin içtihadı ile “mağdur” kavramı genişletilip “potansiyel mağdur “ , “olası mağdur “ gibi kavramlar ortaya çıkarmıştır.

 

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kanunlarda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının başvurucu tarafından tüketilmesi.

 

Buradan çıkarabileceğimiz sonuç, hakkı ihlal edilen birey bu ihlali ilk kez AYM önünde ileri süremez.

 

C. Başvurunun anayasal açıdan önem taşıması.

 

Bu şartın derinine inecek olursak örneğin başvuru konusu hakkında yerleşik AYM içtihadı mevcutsa, kural olarak artık o iddiayı AYM’nin incelemesine yer yoktur. Yine de hakkında yerleşik içtihat bulunan bir konuda yapılan başvurunun Kabul edileceği haller mevcuttur. Yapılan başvurunun anayasal önem taşıdığı halleri sıralamak gerekirse:

 

  • AYM’nin başvuru konusu hakkında hiç karar vermemiş olması.
  • Daha önce yerleşik içtihat olmasına rağmen geçen zaman zarfında şartların değişmiş olması ve içtihadın da buna bağlı olarak değişmesinin gerekmesi.
  • AYM’nin yerleşik içtihadı olmasına rağmen mahkemelerin ve idarenin bu içtihadı göz ardı etmesi!
  • Başvuruya konu olan insani hakkı ihlalinin ciddi boyutlarda olması

 

Yabancı uyruklu kişiler de insani haklarının ihlal edildiğinden bahisle AYM önünde bireysel başvuruda bulunabilir.

 

2. Başvurunun Yapılması

 

Başvuru doğrudan AYM’ye yapılabileceği gibi AYM’ye gönderilmek üzere başvuranın bulunduğu yer mahkemesine yapılabilir. Yurtdışında bulunanlar başvurularını konsolosluklar vasıtasıyla yapabilirler.

 

Başvuru süresi başvuru yollarının tüketildiği tarihten veya ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gündür. Haklı bir mazeret nedeniyle başvuru yapılamamışsa engelin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde başvuru yapılabilir. Başvuru formunda dikkat edilmesi gereken noktalardan biri, formun kural olarak ekler hariç 10 sayfayı geçmeyecek şekilde başvuru formuna eklenmesi gerektiğidir. Eğer bu halde “ açıklamalar” kısmının özeti eklenmezse başvuru idari yönden reddedilecektir. Harç miktarı 2018 yılında 294,70 TL olup Maliye Veznesine yatırılır.

 

AYM’de bireysel başvuruda bulunurken kişinin kendini avukat ile temsil ettirmesi zorunlu değildir. Bilindiği gibi HMK’ya göre de istisnai durumlar ayrık olmak üzere avukat tutma zorunluluğu Alman Hukuku’nun aksine bulunmamaktadır.

 

3. Başvuru Dilekçesi ve Ekleri

 

Bireysel başvuru dilekçesinde bulunması gerekenler Kanunda sayılmaktadır:

 

1- Başvurucunun ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri,

2- İşlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlâl edildiği ileri sürülen hak ve özgürlük,

3- Dayanılan Anayasa hükümleri ve ihlâl iddiasının gerekçesi,

4- Kanun yollarının tüketilmesine ilişkin aşamalar,

5- Başvuru yollarının tüketildiği veya başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih

6- Başvurucu zarara uğramışsa zararın miktarı,

7- Başvurucunun iddiasına dayanak yaptığı deliller.

 

İhlâle neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneği ile başvuru harcının ödendiğine dair belgenin de dilekçeye eklenmesi gerekir. Bunlara ilaveten başvurucu bir avukat tarafından temsil ediliyorsa, temsile ilişkin vekâletnamenin de sunulması gerekir.

 

Başvuru evraklarında eksik bulunması halinde mahkeme 15 gün süre vererek eksiklerin tamamlanmasını ister.

 

3.1 Hakkın kötüye kullanılması

Başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında, ilgilinin ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.

 

4. Başvurunun İncelenme Süreci

 

Bireysel başvurunun incelenme sürecine, ön incelenme ve esas incelenmesi aşamaları girmektedir. Ayrıca kabul edilebilirlik incelenmesi de mevcuttur. 6216 Sayılı Kanun’un ilgili maddelerinde kabul edilmezlik sebepleri sayılmaktadır:

 

– Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir(48/2)

– Kabul edilebilirlik kararı oybirliğiyle verilir, oybirliği sağlanamaz ise dosya ilgili bölüme gönderilir.(48/3)

– Kabul edilemezlik kararları kesindir.(48/4)

 

Ön incelenme aşamasında bireysel başvuru formunda eksiklikler varsa tespit edilip düzeltilmesi için başvurucuya 15 günü geçmeyecek şekilde mehil verilir. Ön incelenme aşaması ayrıca bireysel başvuru açısından anayasal bir önemi haiz olmayan konuların AYM’ye gelmesini engeller.

 

Esas incelenme aşamasında ise AYM’ye yapılan bireysel başvurularda münhasıran Anayasada güvence altına alınmış ve aynı zamanda AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu protokollerde yer alan temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü tarafından ihlal edilip edilmediğine yönelik bir inceleme yapılır. Esas incelemesini yapan Bölümler, Bölüm başkanının başkanlığında yedi üyeden oluşur ve ilgili Bölüm Başkanı ve dört üyenin katılımıyla toplanırlar. Bölüm kararları salt çoğunlukla alınır. Esas incelemesini yürütürken Bölümler, ihlal edildiği ileri sürülen hak veya özgürlüğü Anayasa’da düzenlendiği şekliyle değerlendirirler. AYM, başvurunun değerlendirilmesi ile ilgili olarak başvurucuyu bilgilendirmemektedir. Başvurucuya yalnızca kabul edilebilirlikle ilgili kararlar ve esasa ilişkin kararlar tebliğ edilmektedir.

 

5. Bireysel Başvuru Sonucu Verilecek Kararlar

 

AYM’ ye yapılacak olan bireysel başvuru sonucunda AYM, başvuruya konu olan insan hakkı ihlalinin gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir karar verir. AYM’nin vereceği karar bir iptal kararı değil, bir ihlal kararıdır. Hemen sırası gelmişken hangi hak ihlallerinin insan hakkı ihlali olduğunu da belirtmek gerekir. Bunlar kısaca AİHS’de ve Türkiye’nin taraf olduğu protokollerde yer alan bireysel başvuru konusu yapılabilecek haklardır:

 

    • Yaşam hakkı
    • İşkence ve kötü muamele yasağı
    • Kölelik ve zorla çalışma yasağı
    • Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı
    • Adli yargılanma hakkı
    • Suç ve cezaların kanuniliği
    • Özel yaşama, aile yaşamına, konut ve haberleşme özgürlüğüne
    • Düşünce, ifade, din ve vicdan özgürlüğü
    • Örgütlenme ve toplantı özgürlüğü
    • Evlenme ve aile kurma hakkı
    • Etkili başvuru hakkı
    • Ayrımcılık yasağı
    • Mülkiyet hakkı
    • Eğitim ve Öğrenim hakkı
    • Serbest seçim hakkı

 

5.1 Esas Hakkında Yapılan İncelemede Verilebilecek Kararlar:

  • Mahkeme ihlal kararı verir ise ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekenlerin yapılmasına hükmeder.(50/1)
  • İhlal bir mahkeme kararından kaynaklanıyorsa ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyayı ilgili mahkemeye gönderir.
  • İhlal ile başvurucunun bir zararı doğmuş ise mahkeme tazminata hükmeder veya tazminat için genel yargı yolunu gösterir.
  • Mahkeme kararları mahkemenin internet sayfasında yayınlanır.
  • Komisyonların aynı konuda farklı kararlar vermesi halinde genel kurul vereceği karar ile bu farklılıkları ortadan kaldırır. (50/4)
  • Davadan feragat hâlinde, düşme kararı verilir.(50/5)

Bu kararları ihlal kararı, pilot karar ve düşme kararı şeklinde kendi içinde üçe ayırabiliriz.

 

5.1.1.İhlal Kararı: Bölüm, ihlalin bir mahkeme kararından kaynaklandığını tespit ederse; ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. İlgili mahkeme, Bölümün ihlal kararında açıkladığı gerekçeleri göz önünde bulundurarak yeniden yargılama yapar ve ihlali ortadan kaldırır. Bu durumlarda kural olarak ilgili mahkeme davayı dosya üzerinden ve ivedilikle inceler. Ancak, gerek görürse duruşmalı olarak da yargılama yapabilir. Görüldüğü gibi Bölüm ihlal kararı verdiğinde yerindelik denetimi yapmaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar vermez. Burada yapılan şey ihlalin varlığını tespit etmek ve davayı ilgili mahkemeye geri göndermektir. Yoksa Bölüm genel mahkemelerin yerine geçerek karar vermez veya yerindelik denetimi yapmaz.

 

Bölüm, yapılan inceleme sonucunda başvuran kişinin bir hakkının ihlal edildiğine karar verdiğinde yeniden yargılama yapılmasında yarar kalmamışsa, başvuran lehine uygun bir tazminata karar verir. Söz konusu tazminatın miktarına Bölüm kendisi karar verir. Ancak tazminatın miktarını tespit edebilmek için daha geniş bir araştırmaya gereksinim duyulursa bu durumda genel mahkemelerde dava açılması yoluna da gidilebilir. Bu durumda Bölüm, tazminat miktarını kendisi karara bağlamaz. Bölüm, gerekli görülürse ihlalin ve sonuçlarının hangi şekilde kaldırılabileceği hususunda yapılması gerekenleri de açıklayabilir.

 

5.1.2. Pilot Karar Usulü: İçtüzük m.75’e göre Bölümler, yapılan başvurunun yapısal nedenlerden kaynaklandığı ve başka benzer başvurulara da yol açtığını düşünürse bu durumda pilot karar verebilir. Buradaki amaç başka başvuruların ortaya çıkmasını engellemektir. Pilot karar usulünün uygulanması sonucunda olaya özgü olarak değil, başvuru konusuna özgü nitelikte daha kapsamlı bir karar verilir ve benzer nitelikteki başvurular da idari merciler tarafından benzer şekilde çözümlenir. Yani ortada toplu bir şekilde birden fazla başvurunun çözümü söz konusu olmaktadır.

 

Pilot karar verilmesine AYM re’sen veya Adalet Bakanlığının ya da başvurucunun  talebi üzerine karar verilebilir.

 

Bölüm, pilot kararla birlikte, bu karara konu yapısal soruna ilişkin benzer başvuruların incelenmesini erteleyebilir. Böylece alınacak pilot karar sayesinde tüm başvuruların tek bir karar ile çözülmesi amaçlanmaktadır. Böyle bir durum oluşursa derhal ilgililere bildirilir. Ancak Bölüm gerekli görürse ertelediği diğer başvurulara tekrar bakmaya devam edebilecektir.

 

5.1.3. Düşme Kararı: Bölümler ya da Komisyonlarca yargılamanın her aşamasında düşme kararı verilebilir. Düşme kararı için şu hallerden birinin bulunması gerekir:

 

  • Başvuran kişinin davadan açık olarak feragat etmesi.
  • Başvuranın davayı takipsiz bıraktığının anlaşılması.
  • İhlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması. AYM kendisi dışında bir şekilde başvuruya konu olan ihlalin ve sonuçlarının ortadan kalktığını öğrenirse düşme kararıverecektir.
  • Bölümler veya Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülememesi.

 

Ancak Bölümler veya Komisyonlar, yukarıda sayılan hallerden biri gerçekleşmiş olsa dahi davayı incelemeye devam edebilirler. Yani bu hallerde düşme kararının verilmesi zorunlu değildir. Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hallerde incelemesini sürdürebilir. Hatta başvuran kişi, başvurusundan feragat etse dahi insan haklarına saygı veya başvuruya konu hakkın kapsamının belirlenmesi bunu gerektiriyorsa, feragate rağmen AYM, ihlal iddiasını incelemeye devam edecektir.

 

Komisyon ve Bölüm kararları yapısal olarak benzer şekilde düzenlenmektedir. İçerik bakımından Bölüm ve Komisyon kararları benzer nitelikte ve sırada olmakla birlikte aralarındaki tek fark, oluşturulan sayfa düzeninden doğmaktadır. Bölüm ve Komisyon kararlarının ne şekilde düzenleneceği hususu, İçtüzük’ün 77. ve 78. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bölüm ve Komisyon kararlarında öncelikle dava konusu olaylar anlatıldıktan sonra tarafların iddia ve savunmaları ortaya konur. Daha sonra karar, gerekçeli olarak açıklanır. Kararın dayandığı hükümler ayrıca belirtilir. Bunun yanında yargılama masraflarına da karar içinde mutlaka hükmedilmesi gerekmektedir. Kararda heyete katılan üyelerin birlikte veya ayrı ayrı, varsa karşı oy yazıları veya farklı gerekçelerinin de bulunması gerekir.

 

Bireysel başvuru üzerine Bölümlerin verdiği kararlar kesindir ve itiraza konu edilemezler. AYM’nin itiraz edilebilecek tek kararı kabul edilebilirlik şartlarının incelenmesi üzerine verilen idari ret kararlarıdır. Bölümlerin esasa ilişkin verdiği kararların Genel Kurul önünde tekrar incelenebilmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Genel Kurul, sadece Bölümlerin verdiği kararlar arasındaki içtihat farklılıklarını gidermek ve bir karara bağlamak fonksiyonuna sahiptir.

 

Bölüm veya Komisyonlarca verilen kararlar Başkan ve kıdem sırası ile tüm üyeler tarafından imzalanır ve mahkeme mührü ile mühürlenir. Karşı oy ve farklı gerekçelerin derhal eklenmesi gerekmez; karşı oy ve farklı gerekçeler kararın verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde Bölüm Başkanlığına sunulabilir. Bu süreden sonra verilecek karşı oy yazısı ve gerekçeler göz önünde bulundurulmayacaktır.

 

Bölüm ve Komisyonlar tarafından verilen kararlar kesindir. Kararın birer örneği başvurucu, Adalet Bakanlığı ve diğer ilgililere tebliğ edilir. Ayrıca Bölüm kararlarının tümü ile Komisyon kararlarının ilkesel önem taşıyanları AYM’nin internet sitesinde yayımlanır.  Öte yandan Bölüm Başkanının tespit ettiği kararlar, pilot kararlar ve içtihadın ortaya konması açısından ilkesel nitelik arz eden kararlar Resmi Gazete’de de yayımlanacaktır.

 

Bireysel başvuruda amaç, temel hak ve özgürlüğün ihlalini tespitten ibarettir. Bu tespitten sonra ihlali ortadan kaldırmaya yönelik çözümler, ihlalin niteliğine göre farklılık arz etmektedir. İhlal bir kanun hükmünden kaynaklanmışsa, TBMM tarafından değiştirilmesi veya itiraz yoluyla AYM’nin önüne getirilmesi gerekecektir. Buna karşılık ihlal bir idari işlemden kaynaklanıyorsa, işlemi yapan organın ihtilaf konusu işlemi değiştirmesi veya idari yargı yoluna başvurması gerekecektir.   Eğer işlem bir yargı organının kararından kaynaklanıyorsa yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmelidir. Ancak bu son hal, birtakım sorunlar doğurmaktadır. Yargılamanın yenilenmesi yoluna hangi hallerde gidileceği kanun tarafından sayılmıştır ve bu sayılan haller için numerus clausus ilkesi geçerlidir. Ayrıca bu sayılan haller arasında,  anayasa şikâyeti başvurusu sonucu ihlalin tespit edilmesi hali yer almamaktadır. Bu durum, mahkeme tarafından hak ihlalinin tespit edilmesi halinde yargılamanın yenilenmesinin hukuki dayanağının oluşturulmamış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, kanun koyucunun bu yönde oluşabilecek olası sorunları engellemek için gerekli düzenlemeyi bir an evvel yapması gerektiği görüşündeyim.

 

AYM kötü niyetli başvuruların önüne geçmek için başvuru hakkını kötüye kullananlar için de bir yaptırım öngörmüştür. Buna göre yapılan inceleme sonucu istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen kişilerin başvuruları reddedilecektir ve yargılama giderleri ile 2000 TL’den fazla olmamak üzere disiplin para cezasına çarptırılabileceklerdir. AYM böylece gereksiz başvuruları engelleyip kendisi için ağır bir iş yükü oluşmasını engellemek istemektedir. Bu yaptırım kötü niyetli başvuruların önüne geçilmesini sağlayacağı kadar birçok kişinin yaptırımla karşı karşıya kalma korkusuyla bireysel başvuruda bulunmaktan kaçınmasına da neden olacaktır; bu sebeple de yalnızca başvurunun reddedilmesi makul bir çözüm olabilecekken bir de disiplin para cezası öngörülmüş olmasının yerinde olmadığı kanaatindeyim.

 

Avukat Ahmet AKYÜZ / İZMİR

 

 

#Bireysel Başvuru #İzmir Avukat  #Bireysel Başvuru Avukatı  #İzmir AYM Avukatı  #Gaziemir Avukatı  #İzmir Hukuk Bürosu
#İzmir AYM Başvuru Avukatı #Gaziemir Hukuk Bürosu  #Sarnıç Avukatlık Bürosu  #İzmir Bireysel Başvuru  #Adil Yargılanma Hakkı
#Gaziemir SarnıçAvukat  #Menderes Avukat  #Torbalı Avukat  #Buca Avukat  #İzmir Dava Avukatı #Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru