× Anasayfa Çalışma Alanları Makaleler İletişim




0553 223 83 90 info@avahmetakyuz.com

Çekişmeli Boşanma Davası

Çekişmeli Boşanma Davası


Boşanmak isteyen taraflar arasında varsa çocukların velayetinde, mal paylaşımında, nafakanın belirlenmesinde, tazminat konularında, kusur konusunda ve benzeri durumlarda anlaşmaya varılamadığı durumlarda; yani tarafların boşanmaya ilişkin olarak yukarıda sayılan hususların birinde bile anlaşamaması durumunda açılan boşanma davası türü çekişmeli boşanma davasıdır. Çekişmeli boşanma davası, genel veya özel boşanma nedenleri olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda ikiye ayrılmakta ve bu iki ayrı nedene dayanılarak boşanma davası açılabilmektedir:

 

ÖZEL BOŞANMA NEDENLERİ

 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi, 162. maddesi, 163. maddesi, 164. maddesi ve 165. maddesinde sınırlı sayıda sayılmıştır. İşbu özel boşanma sebeplerine dayanılarak açılabilecek boşanma davaları şunlardır:

 

  • Zina (aldatma) sebebiyle boşanma davası,

Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

 

  • Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebepleri ile boşanma davası,

Madde 162- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

 

  • Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebepleri ile boşanma davası,

Madde 163- Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

 

  • Terk sebebiyle boşanma davası,

Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

 

  • Akıl Hastalığı sebebiyle boşanma davası,

Madde 165- Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

Önemle belirtmek gerekir ki; yukarıda belirtmiş olduğumuz özel boşanma nednelerinden biri mevcut ise karşı tarafın kusurlu olduğunu ispatlamak gerekmemektedir. Yani işbu özel boşanma nednelerinden birinin varlığının ispatı boşanmak için yeterlidir. Ancak aşağıda anlatacağımız genel boşanma nedenleri ile dava açılacaksa; boşanabilmek için karşı tarafın kusurlu olduğunun ispat edilmesi gerekecektir.

 

GENEL BOŞANMA NEDENLERİ

 

  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılması,
  • Güven sarsıcı davranışlar,
  • Ortak hayatın yeniden kurulamaması,
  • Evlilik yükümlülüklerini yerine getirmeme,
  • Hakaret, şiddet veya tehdit gibi evlilik birliği ile bağdaşmayan davranışlar,
  • Tarafların fikren veya ruhen uyumsuzluğu nedeniyle yaşanan tartışmalar ve geçimsizlik.

 

Genel boşanma nedenlerine dayanılarak açılacak çekişmeli boşanma davalarında tarafların haklılıklarını ve karşı tarafın kusurlu olduğunu ispatlaması gerekmektedir. İspat için ise; tanık, HTS kayıtları, bilirkişi raporu gibi birçok delil gerekmektedir. Dolayısıyla çekişmeli boşanma davaları özellikle İzmir Aile Mahkemelerindeki derdest dosya sayısı ve delillerin mahkemece değerlendirilmesi hususu birlikte düşünüldüğünde bir hayli uzun sürmektedir. Bu nedenle; davaların en hızlı şekilde sonuçlandırılabilmesi ve tarafların hak kaybına uğramaması adına çekişmeli boşanma davalarında uzman bir boşanma davası avukatı ile çalışmak tarafların menfaatine olacaktır. 

 

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASI NEREDE AÇILIR?

 

  • Yetkili mahkemeye ilişkin olarak; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 167. maddesi; “Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir” demektedir. İşbu kanun maddesine göre davacı, boşanma davasını eğer kendisi yerleşim yerini değiştirmiş ise bu yer mahkemesinde, dilerse boşanmak istediği eşinin yerleşim yerinde veya son defa 6 aydan beri eşi ile birlikte oturduğu yer mahkemesinde açabilir.

 

  • Boşanma davalarında görevli olan mahkemeler ise Aile Mahkemeleridir. Taraflar, boşanma davası açmak için boşanma dilekçeleri ile Aile Mahkemelerine başvurmalıdırlar. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise boşanma davası, Aile Mahkemesi sıfatı ile Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılır.

 

BOŞANMA DAVASI ÖRNEK YARGITAY KARARLARI

 

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/6966

K. 2019/3359

T. 25.3.2019

 

• BOŞANMA (Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılmasına Dayalı - Dinlenen Bir Kısım Davacı Tanıklarının Sözleri Eskiye Dayalı Olduğu Gibi Maddi Hadiselere İstinat Etmemekte Soyut ve Genel Nitelikte Olup Bir Kısım Tanıkların Anlatımları İse Sebep ve Saiki Açıklanmayan ve İnandırıcı Olmaktan Uzak İzahlardan İbaret Olduğu/Davalıya Atfı Mümkün Hiçbir Kusur Gerçekleşmediğinden Davanın Reddi Gerektiği)

 

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI (Boşanma - TMK'nın 166. Md. Tamamen Kusurlu Eşin de Dava Açabileceği ve Yararına Boşanma Hükmü Elde Edebileceği Biçiminde Yorumlamak ve Değerlendirmek Doğru Olmadığı/Böyle Bir Düşünce Kimsenin Kendi Eylemine ve Tamamen Kendi Kusuruna Dayanarak Bir Hak Elde Edemeyeceği Yönündeki Temel Hukuk İlkesine Aykırı Düşeceği)

 

• KİMSENİN KENDİ EYLEMİNE VE TAMAMEN KENDİ KUSURUNA DAYANARAK BİR HAK ELDE EDEMEYECEĞİ (TMK'nın 166. Md. Göre Boşanmayı İsteyebilmek İçin Tamamen Kusursuz ya da Az Kusurlu Olmaya Gerek Olmayıp Daha Fazla Kusurlu Bulunan Tarafın Dahi Dava Hakkı Bulunmakla Beraber Boşanmaya Karar Verilebilmesi İçin Davalının Az da Olsa Kusurunun Varlığı Gerektiği - Boşanma)

 

• KUSUR (Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Dayalı Boşanma - Az Kusurlu Eş Boşanmaya Karşı Çıkarsa Bu Halin Tespiti Dahi Tek Başına Boşanma Kararı Verilebilmesi İçin Yeterli Olmadığı/Az Kusurlu Eşin Karşı Çıkması Hakkın Kötüye Kullanılması Niteliğinde Olmalı Eş ve Çocuklar İçin Korunmaya Değer Bir Yararın Kalmadığı Anlaşılması Gerektiği)

 

ÖZET :

Dava; boşanma istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemesince davacı erkek tarafından açılan boşanma davasında, davacı erkeğin eşine hakaret ettiği, şiddet uyguladığı, küçük düşürücü söz söylediği, güven sarsıcı davranışta bulunduğu buna karşılık davalı kadının da evlilik birlğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği, Türk Medeni Kanunu'nun 166/2. maddesinin koşulları oluştuğu gerekçesiyle boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen bir kısım davacı tanıklarının sözleri, eskiye dayalı olduğu gibi maddi hadiselere istinat etmemekte, soyut ve genel nitelikte olup, bir kısım tanıkların anlatımları ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Nitekim dinlenen davalı kadının tanıkları da, kadının evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirdiğini beyan etmişlerdir. Gerçekleşen bu durum karşısında, eşine hakaret eden şiddet uygulayan, küçük düşürücü sözler söyleyen ve güven sarsıcı davranışta bulunan davacı erkek tamamen kusurludur. Davalı kadının herhangi bir kusurlu davranışı ispatlanamamıştır.

Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinde "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği" hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan yine böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

 

DAVA :

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından; tamamı yönünden, davacı erkek tarafından ise katılma yolu ile kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen tazminatlar ve tedbir nafakası yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 25/03/2019 günü duruşmalı temyiz eden davacı ... ile vekili Av. ... geldiler. Karşı taraf temyiz eden davalı ... ile vekili gelmedi. Davalı ... vekiline usulüne uygun şekilde tebligatın yapılmadığı görüldü. Davacı ... vekili söz aldı. Biz duruşmadan vazgeçiyoruz dosya üzerinden karar verilsin dedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR :

Davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının (TMK m. 166/1 ) yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince davacı erkeğin tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, verilen bu karar davacı erkek tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince davacının istinaf başvurusu kabul edilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/2. maddesi gereğince boşanmalarına, velayetin anneye verilmesine, ortak çocuklar ve kadın lehine nafakalara yine kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Bölge adliye mahkemesince verilen karar, davalı kadın tarafından hükmün tamamı yönünden, davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen tazminatlar ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince davacı erkek tarafından açılan boşanma davasında, davacı erkeğin eşine hakaret ettiği, şiddet uyguladığı, küçük düşürücü söz söylediği, güven sarsıcı davranışta bulunduğu buna karşılık davalı kadının da evlilik birlğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği, Türk Medeni Kanunu'nun 166/2. maddesinin koşulları oluştuğu gerekçesiyle boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen bir kısım davacı tanıklarının sözleri, eskiye dayalı olduğu gibi maddi hadiselere istinat etmemekte, soyut ve genel nitelikte olup, bir kısım tanıkların anlatımları ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Nitekim dinlenen davalı kadının tanıkları da, kadının evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirdiğini beyan etmişlerdir. Gerçekleşen bu durum karşısında, eşine hakaret eden şiddet uygulayan, küçük düşürücü sözler söyleyen ve güven sarsıcı davranışta bulunan davacı erkek tamamen kusurludur. Davalı kadının herhangi bir kusurlu davranışı ispatlanamamıştır.

Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinde "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği" hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan yine böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2 ).

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

 

SONUÇ :

Yukarıda gösterilen sebeple ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 05.09.2017 tarih, 2017/779 esas ve 2017/1065 karar sayılı kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 25.03.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2017/2-1935

K. 2019/410

T. 4.4.2019

 

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASINDAN KAYNAKLANAN BOŞANMA ( Olayda Tanık Beyanlarına Göre Taraflar Arasında Geçimsizlik Yaratan Bazı Olaylar Sonrası Kadının Baba Evine Gittiği Ancak Aracılar Vasıtasıyla Tekrar Müşterek Eve Döndüğü - Dolayısıyla Evlilik Birliğini Sürdürme Gayesiyle Tarafların Tekrar Bir Araya Geldiği ve Bu Tarihten Önce Gerçekleştiği İddia Edilen Vakıaların Hükme Esas Alınmayacağının Açık Olduğu )

 

• KUSURLU DAVRANIŞIN İSPATI ( Tarafların Yeniden Ayrılmalarına Sebebiyet Veren İddialar Hakkında Dinlenen Tanık Beyanlarının ise Birliğin Temelinden Sarsılma Durumunu Kabule Elverişli Beyanlar Olmadığı - Sebep ve Saiki Açıklanmayan Beyanların Soyut ve İnandırıcılıktan Uzak Olduğu/Davalı Erkeğin Boşanmaya Sebebiyet Verecek Derecede Kusurlu Bir Davranışı İspatlanmamış Olup Davacı Kadının Boşanma Davasının Reddi Gerektiği )

 

• SEBEP VE SAİKİ AÇIKLANMAYAN BEYANLARIN SOYUT VE İNANDIRICILIKTAN UZAK OLMASI ( Dinlenen Tanık Beyanlarının ise Birliğin Temelinden Sarsılma Durumunu Kabule Elverişli Beyanlar Olmadığı - Davalı Erkeğin Boşanmaya Sebebiyet Verecek Derecede Kusurlu Bir Davranışı İspatlanmamış Olup Davacı Kadının Boşanma Davasının Reddi Gerektiği/HGK'nca da Benimsenen Özel Daire Bozma Kararına Uyulması Gerekirken Önceki Kararda Direnilmesinin Usul ve Yasaya Aykırı Olduğu )

 

ÖZET :

Dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açılan boşanma istemine ilişkindir.Olayda, tanık beyanlarına göre taraflar arasında geçimsizlik yaratan bazı olaylar sonrası kadının baba evine gittiği, ancak aracılar vasıtasıyla tekrar müşterek eve döndüğü, dolayısıyla evlilik birliğini sürdürme gayesiyle tarafların tekrar bir araya geldiği ve bu tarihten önce gerçekleştiği iddia edilen vakıaların hükme esas alınmayacağı açık olup, diğer yandan tarafların yeniden ayrılmalarına sebebiyet veren iddialar hakkında dinlenen tanık beyanlarının ise birliğin temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli beyanlar olmadığı, sebep ve saiki açıklanmayan soyut ve inandırıcılıktan uzak olduğu görülmektedir. Davalı erkeğin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu bir davranışı ispatlanmamış olup, davacı kadının boşanma davasının reddi gerekir. Açıklanan nedenlerle HGK'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

 

DAVA :

Taraflar arasında görülen “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Yahyalı Asliye Hukuk ( Aile Mahkemesi Sıfatıyla ) Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.07.2014 tarih ve 2013/297 E., 2014/250 K. sayılı karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.05.2015 tarih ve 2014/24099 E., 2015/9035 K. sayılı kararı ile;

"...Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır..."

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 26.09.2004 tarihli ve 5236 Sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR :

Dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açılan ( TMK m.166/1 ) boşanma istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalının evlilik süresince eşine ve çocuklarına karşı ilgisiz ve sorumsuz olduğunu, müvekkiline ve müvekkilinin ailesine hakaret ve tehdit içeren sözler söylediğini, ailesinin evinde yatıp banyosunu orda yaptığını, elbiselerini dahi orada yıkattığını, sürekli alkol aldığını bu sebeplerle müvekkilinin baba evine gidip aracılar vasıtasıyla geri döndüğünü, son olarak davalının gittiği yeri müvekkiline haber vermeyerek evden ayrıldığını, akşam üzeri de eve dönmeyerek ailesinin evine gittiği, gece yarısı tekrar geldiğinde müvekkilinin korkudan kapıyı açmadığını, ertesi gün davalının telefonda "gelmeyeceğim" demesi üzerine müvekkilinin de annesiyle birlikte ufak tefek birkaç eşyayı da alarak evden ayrıldığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetin anneye tevdiine, boşanma davası süresince davacı için 300,00TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile müşterek çocuklar için 200,00'erTL iştirak nafakasının, 25.000,00TL maddi, 25.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı süresinde davaya cevap vermemiş, ön inceleme duruşmasında eşini ve çocuklarını sevdiğini ve boşanmak istemediğini beyan etmiştir.

Mahkemece davalının, davacı ve çocukları ile ilgilenmediği, ailesinin davacıya uyguladığı baskı ve hakaretlere ses çıkarmayarak bir eş olarak üzerine düşeni yapmadığı, evlilik birliğinin sarsılmasında davalı erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle bozulmuştur.

Mahkemece, somut olayda taraflar arasında geçimsizlik bulunduğu, davacının baba evine küs geldiği, birilerinin aracı olduğu fakat taraflar arasında geçimsizliklerin devam ettiği, tarafların geçimsizlik sebeplerinin duruşma zabıtlarından net olarak anlaşılamıyor olabileceği, ancak özellikle tanıkların bazılarının aile içinden olmaması sebebiyle somut olayları bilmemelerinin normal olduğu, duruşmada edinilen izlenimlerle tanıkların boş şeyler anlatmadığı, davacının boşanmak istemekte haklı olduğu, davalının sorumsuz davrandığı kanaatine varıldığı, taraflardan biri boşanmak istiyorsa, artık boşanma kararı verilmesi gerektiği, mahkemenin evlilik konusundaki tahakkümünün sonuç vermeyeceği, boşanıp boşanmama konusunda kararın taraflara ait olması gerektiği, evliliğin son bulmasında taraflardan birinin kusurunu aramanın şart olmadığı, mahkemenin “ben ortada ciddi sebep görmeden boşamam” diyemeyeceği, davacının davalının kusurunu ispat edemedi diyerek boşanma davasını reddetmenin doğru olmadığı, bu durumun sadece tazminat talepleri konusunda etkili olduğu belirtilmek suretiyle önceki hükümde direnilmiştir.

Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda davalı erkeğin kusurlu bir davranışının ispat edilip edilmediği, burada varılacak sonuca göre davacı kadın tarafından açılan davanın kabulünün yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddesinin incelenmesinde yarar görülmektedir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun ( TMK ) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi;

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir.

Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime taktir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir.

Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu taktirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer ( TMK m.2 ).

Bu durumda anılan madde hükmüne göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır ( TMK m. 166/2 ).

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların 17.09.2009 tarihinde evlendiği, eldeki davanın 31.12.2013 tarihinde açıldığı, tanık beyanlarına göre taraflar arasında geçimsizlik yaratan bazı olaylar sonrası kadının baba evine gittiği, ancak aracılar vasıtasıyla tekrar müşterek eve döndüğü, dolayısıyla evlilik birliğini sürdürme gayesiyle tarafların tekrar bir araya geldiği ve bu tarihten önce gerçekleştiği iddia edilen vakıaların hükme esas alınmayacağı açık olup, diğer yandan tarafların yeniden ayrılmalarına sebebiyet veren iddialar hakkında dinlenen tanık beyanlarının ise birliğin temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli beyanlar olmadığı, sebep ve saiki açıklanmayan soyut ve inandırıcılıktan uzak olduğu görülmektedir. O hâlde, davalı erkeğin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu bir davranışı ispatlanmamış olup, davacı kadının boşanma davasının reddi gerekmektedir.

Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ :

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, davacının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara iadesine, aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

 

Avukat Ahmet AKYÜZ / İZMİR

 

 

#Çekişmeli Boşanma Davası #İzmir çekişmeli boşanma davası avukatı  #İzmir Boşanma Davası Avukatı  #Boşanma davasında haklar #İzmir boşanma avukatı #Gaziemir boşanma davası avukatı #Aile avukatı izmir
#İzmir nafaka boşanma avukatı #İzmir boşanma davası #Gaziemir Sarnıç boşanma avukatı  #Boşanma davası avukat ücreti #gaziemir boşanma avukatı #Sarnıç boşanma avukatı #Boşanma avukatı İzmir
#Boşanma davası ne kadar sürer  #Menderes boşanma davası avukatı  #Buca boşanma davası avukatı #Boşanma dava avukatı İzmir #En iyi boşanma avukatı İzmir #boşanma davası avukatı gaziemir #gaziemir boşanma